Bize anlatılanlar yanlıştı hep. Hiçbirimiz beş duyu organına sahip değiliz. Biz duyu organlarına sahip değiliz. Tamamen duyarsız olmuşuz. Olmuşlar...
Görmek için göz yetersizdir. Göz sadece yanılsamadır bence. Beynini yanıltma yöntemi. Bakarsın, gözünden ışık geçer, retinaya görüntü düşer, beynin bunu algılar. Beynin yanılır. Gördüğünü zanneder. Gördüğünü zannettiğin bir gün daha akar, gider.
Birinin gözlerine bakarak konuşma diye bir kavram kaldı mı ki?Görürsün (!) , çırpınırlar orda. Başka şeyler anlatır ama kimse bakmaz. Niye bakmazsınız ki?!
Duymak için kulak yetersizdir. Duymak sadece beyni yanıltma yöntemidir. Gelen ses dalgaları kulak kepçesinde toplanır da, kulak yolundan beyne ulaşınca duydun zannedersin. Hiç rüzgarı dinledin mi? Karınca bir şeyler diyor mu, dikkat ettin mi?
Karşındaki konuşur, kelimeler sarf eder. Kelimeler belli bir anlam oluşturur, beyninde o cümle belirir. Duydun zannedersin. Her kelimenin beyninde yüzlerce yeni kelimeyi çağrıştırması ve senin karşındakini daha iyi anlamanı gerektirirken, duyarsın(!), duyduğuna cevap verirsin. Anlamsız bir konuşma daha biter. Duyduğunu zannettiğin bir gün daha uçar.
Koklamak için burun yetersizdir. Sen nefes aldığında hava akciğerlerine giderken, koku almaçları beynine fısıldarlar. Sen koku duydun zannedersin. Kendini aldatma biçimlerinden biri daha. Bir gül kendini yırtıp da sana ulaştırmazsa kokusunu, sen koklamazsın ki onu. Bir kitabı uzun zamandır eline almadığını, kitabın sana trip yapma şeklinden, kendini hatırlatma çabasından anlarsın. Sarmısak da çok komplekslidir mesela.
Peki ya karşındakinin kokusunu biliyor musun? En yakın arkadaşın hangi meyve gibi kokar söyleyebilir misin? Temiz hava nasıl kokar, kokladın mı? Koklayamadan bir günün daha geçmesine izin mi vereceksin?! Hadi, içine çeksene havayı !
Tat almak için dil yetersizdir. Sen dondurmanı yaladığında, ordaki tat reseptörleri beynine "Bu şekerli!" dediğinde, sen dondurmanın tadını aldığını zannedersin. Hani bir gün dilin yansa, o gün sevmediğin bir yemeği yiyeyim demezsin. Tadına varmadan yediğinin, amacının mideni doldurmak olduğunu unutursun.
Dokunmak için ten yetersizdir. Yatmak üzere yastığını düzeltirken, kuş tüyü bir yastıksa parmağının ucundaki haberciler beynine "Bu yumuşak!" dediğinden dokundun zannedersin.
Karşındakiyle seni iki ayrı madde diye düşünürsek, siz dokununca birbirinize,varlığınız birbirine karışmalı. Elektriğiniz bölüşülmeli, sıcaklığınız dengelenmeli. Siz birbirinize karışmalısınız! Kim kime dokununca böyle hissediyor ki artık...Dokunduğunu zannettiğin bir gün daha geçiyor.
Bu duyu organlarından birinin eksik olduğu bir çocuk gördüm. Göremiyordu. Müzik duyunca kendinden geçti, alkışlanacağı zaman onun tek başına alkışı tüm salona yetti. Önüne gelen yemeği yemeden önce iyice bir kokladı. "Hmpf harikaa!" diye bağırdı.Sonra bir ödev yerine getirir gibi yemeğini yedi. Afiyet olsun !
O zaman anladım ki, hayatta sahip olduklarını kullanamadıktan sonra hiçbir önemi yokmuş. Biz duyarsız olmuşuz. Karşımızdakine hakkını verememişiz. Dokunmalarımız dokunma değilmiş, görmelerimiz görme değilmiş... Sahte bir dünyada yaşar olmuşuz. Her güne bir senaryo yazıp, çok nadir doğaçlama yapar olmuşuz. Biz ne hale gelmişiz !
Ben bu gruba dahil değilim, her duyumu hakkıyla kullanırım diyen varsa, 6. duyusu olan proprioception 'a sahip mi bir de ona baksın :)) E o da varsa, o kişiye Aztek kralı Moctezuma 'nın sıradan insanlara çok özel durumlarda ikram ettiği tılsımlı içecekten vereceğim. "Mmm, sıcak çikolata " :)))
Yalnızca bir talihliye tılsımlı içecek...
Yazan:
Gül Deliorman
at
25 Mayıs 2009 Pazartesi
Etiketler: Aztek Kralı , beş duyu , çikolata , hayat , moctezuma , tılsımlı içecek

2 yorum:
Tüm bunlara ek olarak,
bazen anlatmak için de ağız yetmez. Biz ne kadar konuşursak konuşalım, demek istediklerimizi diyemeyiz, anlatmak istediklerimizi anlatamayız.
Bazen denemeye cesaret yetmez. Başka yollar denemek yerine, bulunduğumuz halimize kazık çakarız, sonra bekler durururz.
Kendimizi kısıtlar dururuz. Geçer hayat. Kendimizi ifade etmeye cesaretimiz yetmez.
Haklısın...
Hakkını vererek dinlemediğimiz her konuşmada neler kaçırıyoruz kim bilir, karşı taraf ne kadar konuşursa konuşsun dinleyen ayrı frekansta oluyor genelde.
Cesaretle ilgili konuya gelince... Hayat senin hayatın, nasıl oynayacağına sen karar vereceksin tabi ki ! Cesur olup denemek,riske girmek de var , korkak olup her şeyi kabullenmek ama belli bir seviyede devam etmek de var.
Sonuç olarak , karar verecek kişi sensin hayatına, denersin olmazsa bir başka yol denersin. Yollar tükenmez ki...
Kim olduğunu bilseydim ,belki de seni daha çok tatmin edecek cevap da verebilirdim :)
Sevgilerimle :)
Yorum Gönder