Sadece 29 harf var elimde. Söyleyeceklerim ne kadar fazla olabilir ki! Hadi noktalama işaretlerini de duygularımı ifade etmek için kullandığımı düşüneyim.Kombinasyon kaç tane daha artar? En fazla kaç kelimeyi, nasıl anlamlı bir şekilde bir araya getirir de, beni ifade etmesini sağlayabilrim? Ya da seni? Bu nasıl sağlanır? Çok zor.
Yazmanın çok zor bir iş olduğuna karar verdim. Yaptığım biraz delilik! Konuşurken hadi gözün yardım eder bakışınla, ses tonun yardım eder, elin kolun da durmaz belki. Tüm varlığınla bir şeyler anlatmaya çalışırken bile, anlaşılamıyorsan istediğin gibi yanlış yolda değilsin. Bu böyle, bunu anladım! Kendime soruyorum, "Pardon da hangi akla hizmet, ne anlatacaksın canikom ?"
Şimdi bazen canım sıkılıyor, yapabileceğim en mantıklı şey yazmak oluyor. Bu sefer ne yazacağım derdi oluyor. Hadi ne yazacağıma karar versem, nasıl yazarım diye düşünmeye başlıyorum.
Yazarken ne yazacağımı bilmeden, içgüdüsel bir durum yaşıyorum. Önceleri ,bir şekilde bir kalem-kağıt bulurdum, şimdi genelde klavyem yardımcı oluyor. Küçükken babama daktilo aldırmıştım. Daha küçükken bir A4 kağıdını ikiye bölüp, o iki sayfayı da ortasından zımbalayarak 4 sayfalık bir gazete çıkarıyordum evde. Daha eskisini hatırlayamıyorum. =) Ama hiçbir zaman düşünüp de yazamadım, bu çok kötü. :( Nasıl oluyor anlamıyorum ben. Ne yazacağımı bilmeden ben, elim nasıl yazıyor, parmağım hangi tuşa basacağını nerden biliyor?
Beynim elime emir verdiğine göre, beynime emir verenin kim olduğunu çok merak ediyorum. Bir an önce çıksın ortaya bence. Belki direk kendisiyle iletişim kurmak istiyorum, nereden biliyor? Çıksın işte, onu istiyorum! "Elma!!" Kaç sefer daha elma demem gerek?
Bir satır sonra ne yazacağımı, neden bahsedeceğimi genelde bilmediğimden; arada bazen birkaç satır önceden devam etmek gerekebiliyor şimdi olacağı gibi. Anahtar kelime,"Daktilo!"
Daktilom, yatağımın altında duruyor. Onu kimseye vermem. Ben daha ilkokuldaydım, hem "Çat..Çat" sesleri hoşuma gidiyordu , planım zaten yazmaktı. Teknolojinin gelişmeye başladığı dönemde, ne bileyim ben, ben ilkokuldayken en azından kasetler vardı, atari vardı, cep telefonu yeni trend olmaya başlamıştı belki, bazı evlerde bilgisayar bile vardı. Hadi teknolojiyi takip edemedik diyelim, tekerlek icat edildiğinden beri bisiklet vardır herhalde. Normal bir çocuğun istekleri bunlar olabilirdi. Anormal bir çocuğun isteği ise adı artık antikalar listesinde görülebilecek - ve bingo ! anahtar kelime buraya gelecek- daktilo!
Ben anormal bir çocuktum. Bisiklete binmeyi öğrenmedim, içimde kaldı. Annemler bana zorla bisiklet aldılar, ama başka çocuklar bindi bisikletime. Topum olsun istemedim. Daha elimde tutmayı bile beceremem. Ben sadece daktilo istedim. Hem de ısrarla. Piyasada olmadığını öğrendiğim halde, var olduğu inancıyla tutturdum.
Öyle ki, bir gün babacığım beni dinlemektense, Kemeraltındaki eski dükkanlara sorup soruşturup, bir yerlerde bulabilmeyi umut etmiş, sabahın köründe evden adımını atarak, belki de rahata kavuşmuştu. İzmir'de yazdı. Hava 40 dereceydi. Babam Kemeraltı sokaklarında, bense o saatlerde sıcaktan yanan evin balkonunda kavrulmaktaydık. Gözlerim bir müddet sonra aşırı ışığa duyarlı hale geldiğinden annemin gözlüğünü taktım. O gün öğleden sonraya kadar, hareket etmeden evin balkonunda bekledim. Babam kan ter içinde kalmıştı. Annem de bitmişti benim sayemde.Onlara biraz eziyet ettim.
Babam geldi. Elinde daktilo vardı. Daktilom vardı! Ona sarıldım sarıldım öptüm. Daktilo poşetinden çıktı. Hayalimdekinden güzel ve yeniydi. Kullanımını öğrendim ve o gün ve ertesi gün gün boyu yazdım. Biraz mükemmeliyetçi olmam, herhangi bir hatada üstüne başka harf basmayı kendime yedirememiş olmam,yeni kağıda geçme,eskileri tekrar yazma, alışkın olmadığım için hızlı yazamamam ve bunun gibi sebeplerden ötürü daktilonun kullanımını günden güne azalttım. :(
Ben daktilomla pek yazı yazmadım. Daktilomu pek kullanmadım. Yazana kadar diyeceklerimi unutuyordum. Düşünerek yazı yazmayı çok denedim. Her defasında çevremdekilere ne yazsam diye sordum. Hiçbirinde de onları dinlemedim. Kafama ne eserse, o an içimden ne gelirse yazdım. Denilenler kafamda bir şeyler çağrıştırırsa onu yazdım. Bir satır öncesinden, bir satır sonra diyeceklerim belli olmadığından, içimdeki isimsiz kahramana kaç sefer "Elma!" demiş olmama rağmen kendisiyle henüz iletişime geçememiş olmamdan, hızlı yazmam gerek. Diyeceğimi unutmamam gerek. Çünkü beynimde bir yerde durmuyorlar.
Daktilomla hızlı yazamadım. Daktilomla yazı yazamadım. Daktilomu kullanamadım. :( Daktiloma haksızlık ettim, babama haksızlık ettim, anneme haksızlık ettim. Belki başka bir hırs geldi içime, orasını bilemiyorum. Belki o , içimdeki isimsiz kahramanın kulaklarını tıkadı. Ne kadar "ELMA !" desem de boooş.
Daktilom yatağımın altında durur. Beyazdır. "F" harfini tam basamaz. Hızlı yazmaya çalışırsan, mekanizmasındaki kolları karışır, harfler birbirine girer. Daktilom temizdir.Dikkatli kullanılmalıdır. Çok özeldir. Onu kimseye vermem.
Daktilomla yazı yazmadım ben hiç!
ELMA !
Yazan:
Gül Deliorman
at
20 Temmuz 2009 Pazartesi
Etiketler: ben , Daktilo , elma dersem çık , yazılarım , yazmak

0 yorum:
Yorum Gönder