" Bloglarda misafircilik oynamaktan bahsetmiştim. İade-i ziyaret zamanı geldi. Umut'u konuk ettim bugün. Gülügül 'de bir UBenzer yazısı :) Keyifle okumanız dileğiyle... Haa bir de, günaydın ;) "
Uyu uyu… Hele şu yaz geçsin. O kadar sıcak ki beynim sulandı resmen. Her gün üç litre su içiyorum yine kilo veriyorum. Şikâyetim de yok gerçi… Uyu uyu… Yaz sıcak. Yaz geçsin böyle, boş beleş.
Uyan! Uyan , artık okullar açıldı. Yeni bir döneme başlıyorsun. Aradan koca üç ay geçmiş. Kötü şeyleri unutup, iyi şeyleri akılda tutmak için ideal bir süre bu. Güzel. Şimdi başlamaya hazırsın seneye.
Bu senen hiç boş geçmesin. Zor, biliyorum. Yeni şeyler denemek sıkıntı verici. Ama sık dişini! Dene! Dene! Dene! İyisiyle, kötüsüyle, başarısıyla, fiyaskosuyla hepsi bir şeyler katacak sana!
Millet ne derse desin! Torba değil ki bu, büzesin! Önemsediklerinin dediklerini önemse, yeter. Hiçbirimiz tribünlere oynamamalıyız. Ah... Keşke yapabilsek…
Değişiklik kaçınılmazdır. Daha iyisi, değişiklik süper bir şeydir! Kim aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamak ister ki? Kim bir ilerleme, bir değişim görmek istemez? Eh, pekâlâ öylelerini de tanıyorum. Ama boş ver sen onları! Değişiklik başlı başına bir yaşam kaynağıdır. Kısmen mutluluk getirir, bazen hüngür hüngür ağlatır. Ucunda mutsuz son da olabilir diye, oturup bekleyecek değiliz ya günlerin geçmesini!
“Turşu”ya bin mesela. Öğrenmek için değil, başkası istediği için hiç değil! Eğlence olsun diye. Hoşça vakit geçirmek için. Hep ayakta duruyoruz, bir defa da düşmek için. Düştüğün yerden seni kaldıracak bir el olduğunu fark etmek için.
Hafta sonları ne kadar büyülü günler… 12’lere kadar uyumak -oh mis :) - ya da… Ya da? Evet! Kıştayız! Ne güzel, yağmur da var hafiften… Bir geziye ne demeli? Nerede kaldı hafta sonu yakın ilçe gezileri? O fotoğraf makinesini boşuna mı şarj ettim ben?
Aslında ne kadar çok olanağımız var. Şöyle bir etrafıma bakıyorum da, biz İzmir’deyiz, El Hakiru’da değil. (Boşuna aramayın, yer adını kafadan sıktım.) Kızlar ve erkekler yan yana yürüyebiliyor, el ele tutuşabiliyor. Gideceğimiz bir sürü kültür etkinliği var. Koksa da, izleyebileceğimiz bir denizimiz var… Günü dağların ardına canlı müzik eşliğinde yollayan bir Asansör’ümüz bile var. Gecenin tüm enerjisini kendine çeken (ve sanılanın aksine sadece alkol anlamına gelmeyen) bir Alsancak’ımız var. Operalarımız var, tiyatrolarımız var… Sabahlanabilecek kadar güvenli bir yerleşkemiz var.
Biz neredeyiz?
Belki de son iki senemiz, bunca olanağı kullanabilmemiz için! Ayaklarımızın altında bir hazine! Her yeri gezilebilecek güzellikte bir yerleşke, koskoca şehir, güzel insanlar…
Değerlendirmenin vakti geçmiyor mu?
Aşk nerede kaldı? Ne zamandan beri birinden hoşlanmak ayıp ve korkulan bir şey oldu? Sarılmanın güzelliğini ve evrenselliğini, yalnız olmamanın vazgeçilmez mutluluğunu tatmak güzel olsa gerek. O korkuyu da bir zahmet bodruma kilitleyiverin.
Vaktimin 10’da 9’u bilgisayar başında geçiyor. Memnun gibi görünüyorsam, bu bir yanılsama. Mutlu falan değilim. Bir şeyler üretmeyi seviyorum, ama tek başına yetmez. Fabrika değiliz ki! İnsanız! Hayat “Derslerimizde başarılı olup, iyi iş sahibi olmak.” Olmaktan çıkmış olmalı artık. “Sosyallik”,”Ekip Ruhu” ve ”Birliktelik” hayatımızın birer parçası olmalı.
Ben ise Class yazmaya devam ediyorum. Üstelik hayatımdan memnun görünmeyi başararak… Tabi ki hoşuma gidiyor ama tek başına yetmez. Hayat bu değil. Öyle birine ihtiyacım var ki, bir şeyler denemek konusunda sürekli gaza getirelim birbirimizi… Şu monotonluk geride kalsın. Bir defa da sonucunu düşünmeden bir çılgınlık yapayazalım.
^2009

0 yorum:
Yorum Gönder